Turistler için Akçakese Sözlüğü
Bir gün kazayla bir turistin Akçakese Köyü’ne geleceÄŸini tahmin ediyorum. Bu durumda konuÅŸmalara yabancı kalmaması, bilhassa çabuk kaynaÅŸması için güzel bir sözlük derledim. Bu sözlük küçük yaÅŸtaki Akçakeseliler için de dede ve nineleri ile iletiÅŸimde çığır açacak nitelikte. İşin esprisi bir yana… Bu orjinal kelimeler sadece Akçakese Köyü’ne has olmayıp tüm Orta Anadolu Türk’ünün ortak malıdır.  Her ne kadar nesilden nesile kullanım oranı giderek azalsa da biz görevimizi yapalım.
AACAKESE: AKÇAKESE
GIDI: Çam kozalağı
EYSERİ: Çivi
GÖZER: Eleğin seyrek olanı
KARAGAVUK: Baharda toplanıp yenen bir ot.
MINDAR: Besmele çekilmeden kesilen hayvan
RAHMET :YaÄŸmur
MAYIS: Taze sığır dışkısı
YALAMUK: Çam ve köknar ağacının kabuk ve gövde arasında yenilebilecek ince şekerli kabuk
MİNTAN: Gömlek
İŞLİK: Gömlek
ÇEVRE: Mendil
GAKIRDAK: İçinde az ve ince kıyıma olan don yağ
PANTUL: Pantlon
DEYNEK: Genellikle dayanmak veya çobanlıkta kullanılan ince sopa
GADAK: Küçük ince çivi
MIH: At,eşek ve öküz nallamada kullanılan özel başlı çivi
FİSTAN: Kadınların giydiği eteği uzun elbise
MEH: ahacık işte,al,tut anlamına söylenir.
İHİ: İşte,ahacık anlamına kullanılırdı
KÜLLÜK: Ocak külünün döküldüğü yer,tuvalet tarafı
HAMURPİŞİRME: El yapımı makarna,erişte
PİLAF: Pilav
GAVURGA: Az ıslatılmış buğdayın kavrulup çerez niyetine yenmesi
AADA: (Akıda)Üzüm pekmezinden yapılan çokokrem gibi gıda.
SERGEN: Odaların duvarlarının üst kısımlarındaki uzunca raf.
ÇİÇEKLİK: Eskiden vitrin yerine kullanılan süslü,önü açık birkaç katlı ,süslü raf.
TEMEK: Ahırlardan dışarı gübre atmak için bırakılan büyükçe delik.
AVLU: Evden ahıra girerken ahır kapısındaki boşluk.
ÇEKELÜZ: Sincap
YANGABUZ: Yaramaz, şımarık
CILLAMA: Bağırma,cırıl cırıl etme
ECCÜK: Azıcık
GAYLI: Gayri
TUFRAN: Turfan
BİZEEL: Azıcık
ZİNİ: Sini içine yemek dolu tabaklar konulan büyük tepsi
CİMDÜK: Çimdik
APALAMAK: Dizler ve eller üzerinde dört ayaklı yürümek
ÇON: Kalça
GAVLAMAK: Derisinin soyulması,yüzülmesi.
HUSA-TASA: Birşey için üzülmek Kaygı duymak,tasalanmak.
EDEPSÜZ: Edepsiz,terbiyeye dikkat etmeyen.
HORA GEÇMEK: Makbule geçmek,yerli yerine
HALKA: Simit gibi yapılan,kızgın küle gömülerek yapılan simit.
MANCAR: Ispanak gibi yenilen yabani ot müslüman mancarı,gavur mancarı.
ÇİTEN: Ahırda veya ağılda yeni doğan buzağı,kuzu ve oğlak konulan yer.
ÇEKELÜ: Öküz değneğinin ucuna takılan sabanın çamurunu sıyırmaya yarayan alet.
EYSİRAN: Hamur kesmeye,karıştırmaya yarayan saplı demir alet.
ÜTEE: İçine un konulup ekmege şekil vermeye yarayan,işi bitince katlanıp konan ve her ekmek yapımında kullanılan deri.
GÖVREK: Mancarın tohumlanmış hali.
SIPA: Eşek yavrusu,üzerinde odun kırılan kütük.
KÜLÇÖREE: Ekmek yapımı sonunda ekmeğin sıcak külüne gömülerek pişirilen müthiş kokulu,müthiş lezzetli çörek.
GÖÖLEZ: Köpek yavrusu
BIZA: Buzağı,yeni doğan inek yavrusu.
PEŞKİR: El havlusu.
GARINYA(İşkembe): Koyun ve keçi işkembesine koyulan tuzlu tereyağı.
SARPIN: Fiy,arpa,buğday konulan üstten kapaklı,bölmeli depo.
GUŞENE: Tencerenin küçüğü.
GINDAP: SaÄŸlam keten iplik.
TEHLİZ: Ketenden yapılan çuval.
LENGER: Büyük, kapaklı sahan.
EYŞİ: Acı erükten yapılan ,yemeklere ekşilik vermek için kullanılan pestil.
TIRKAZ: Yaylada akşam yatarken kapı açılmasın diye arkasına dayanan sopa.
MERŞÜN: Deri,meşin
SUNTURAÇ: Nalbantların hayvanların tırnağını kesmek için kullandıkları çift taraflı orak gibi alet.
SÜRGÜÇ: Bulaşık bezi
NACAK: Balta
TAHRA: Satır,büyük bıçak
ÇÜKÜNDÜR: Şeker pancarı
HERİF: Yetişkin adam,erkek
YENCE: Hafif
ICCAK: Sıcak
CUVARA: Sigara
KELEM: Lahana
KÖMÜŞ: Manda, Camuş
SIRACALI: Yara bere içinde,Yarasından sarı su akan
HUMAYIN: Beyaz 2.sınıf pamuk bez
NAKIS: Aksi,inatçı
YÜKLÜK: Yatak ve yorganların yığıldığı yer.
İHİCÜK: İştecik,işte,şurada ..
GUÅžENE: Ufak tencre.
ÇEPİN: Küçük çapa.
GAVURGA: Kavrulmuş buğday veya göce.
GÖCE: Yıkanmış,dibekte dövülmüş,kabuğu alınan buğday.
MUHLAMA: Tereyağlı,soğanlı yağda yumurta.
HÖŞMERİM: Süt,tereyağ ve undan kavrularak yapılan üzerine şeker serpilip yenen tatlı.
İLEHEN: Leğen.Abdest alma kabı..
DİZBEZİ: Pijama,pijamalık kumaş.
UPRUK: İbrik..
GÖYNEK: Entari,etekli uzun elbise.
SARPIN: Genellikle fiy veya arpa konulan üstten kapaklı ambar.
HAMBAR: Anbar,un,buğday gibi zahireye fare,böcek girmemesi için yapılan özel oda.
AVLAA: Büyük ve küçük baş hayvanların geceyi geçirmesi için etrafı sırıklarla çevrili üstü açık hayvan barınağı.
SÜRGÜ: Kapıların arkasındaki içten sürmeyle kapının dıştan açılmasını önleyen basit kilit.
HINKIRMAK: Burnunu temizlemek.
DUZGABAA: Günlük kullanılacak, yemeklere konulacak tuzun konulduğu su kabağından yapılma tuzluk. Bu tuzlukların ağıda kabından olanları da olurdu.
OKKA: Eskiden kiloğram yerine kulanılan ağırlık ölçüsü.
ACANS: Haber.Haberleri dinlemek.
AKRAN: Aynı yaşlarda olanlar.
ALATİRİK: Pilli el feneri.
BENCİLEYİN: Benim gibi.
SENCİLEYİN: Senin gibi.
Bİ HAMLA: Bir hamlede, bir seferde.
BİRELLEŞ: Birer birer.
CARCUR: Tabancanın şarjörü.
CURUK: Gülü,hindi.
TEMİN: Az önce anlamına.
TOMATİS: Domates.
DÜŞEYAZDIM: Az kalsın düşüyordum.
ENÜK: Köpeğin yeni doğan yavrusu.
ERÜK: Erik.
GİDİŞMEK: Kaşınmak.
IRIP: İşin usulü,yolu yordamı.
KERTMEK: İz yapacak şekilde karşılıklı kesmek.
GAMÇİ: İnce deynek, sopa.
ÇIRPI: İnce odun .dal parçaları.Çalı çırpı.
MAASUZDAN: Yalancıktan, şakacıktan.
MOTUR: Traktör.
LAFA: Damperli kamyon
OOŞALAMAK: İki eli arasında ileri geri ezmek,ovalamak.
TELAŞE MEMURU: Aceleci, her işe karışan,abartan.
UTLANMAK: Çekinmek,tedirgin olmak.
UYLAŞTIRMAK: Aralarını bulmak.
YALAK: Tavukların su içtiği, köpek yalı konan kap.
YAMAÇ: Eğimli arazi.
YASLAĞAÇ: Üzerinde ekmeğe son şeklinin verildiği yuvarlak alet.
YIMIRTA: Yumurta.
ZAHRA: Hayvan yiyeceÄŸi, ot, saman.
BESTEK: Tevazu ile övünme karışımı konuşma. Ne besteklenip durursun?
ÜRME: Küçük köpeklerin kurt çağırır nitelikte cılız cılız havlaması.
GARİMCE: Karınca
CANAVAR: Kurt,davarlara canvar geldi,canavar gördüm gibi.
Not: Unuttuğum varsa alta yorum olarak yazarsanız, eklerim.

Yorum Yapin