Akçakese.com

Otobandan Çeltikçi sapağına girince, az ilerde sağda

Hos Geldiniz

Bu blog, belirli olmayan aralıklarla güncellenmektedir. Blogda bahsedilen konular tamamen gerçeği yansıtmayabilir. Blogda sadece birkaç konuya bağlı kalınmamıştır. kalınamamıştır... Gereksiz yazı ve taramalardan kaçınılamamıştır...

Akçakese tarihi

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2009 | Kategori::

Ankara’nın önemli bir merkez olmasında coğrafi konumunun çok büyük önemi vardır. Asya kıtasının batısında bulunan ve Asya ile Avrupa’nın ortasındaki Ankara, bütün yolların kesiştiği noktada yer almaktadır. Aynı zamanda Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya yapılan göçler sırasında ve hatta Anadolu’da doğudan batıya, batıdan doğuya, güneyden kuzeye ve kuzeyden güneye yapılan seferler sırasında sürekli uğranılan bir merkez olmuştur. Ankara’dan kuzeybatıya doğru yönelindiğinde doğal geçitler, batıya ve kuzeybatıya doğru ulaşımı sağlamıştır. Kargasekmez mevkiinden öz boyunu takip ederek, batıya doğru gitmek mümkün olmuştur.

En eski dönemlerde bu çevrede yerleşimin olduğunu gösteren ipuçları bulunmaktadır. Bir yerleşimin olabilmesi için insanın temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakların bulunması gerekmektedir. Bu kaynakların adı geçen coğrafyada mevcut olması burada iskanın olmasına temel oluşturmuştur. Ankara ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen buluntular burasının tarih öncesi devirlerde iskan edildiğini göstermektedir. Bu bölgede geçen yüzyılın başlarında yapılan kazılarda, Uzağıl Mevkii, Maltepe civarı ve Çubuk Vadisinde buluntular ortaya çıkarılmıştır. Atatürk Orman Çiftliği yakınlarında da tarih öncesi dönemlere ait buluntular ele geçirilmiştir. Ankara kalesi civarındaki buluntularda tarih öncesi dönemde burada bir yerleşimin olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Ergazi, Bağlum ve Güdül çevresinde de tarih öncesi dönemlere ait buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bakır çağında Ankara ve çevresi büyük önem kazanmıştır. Karaoğlan, Ahlatlıbel ve Etiyokuşu kazılarında ortaya çıkarılan yapılar, araç ve gereçler bu dönemde Ankara ve çevresinin önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Ankara ve çevresinde köylerin kurulduğu, hayvanların büyük bir bölümünün evcilleştirildiği, tahıl ekiminin yapıldığı ve kısmen dokumacılık ile uğraşıldığı anlaşılmaktadır.

M.Ö II bin yılın başlarında Asurlu tüccarlar Orta Anadolu’ya kadar gelerek, ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu dönemde tüccarların nereye kadar ulaştıkları tam olarak bilinememektedir. M.Ö II. bin yılın başlarından, Hititler’in Anadolu’ya geldikleri döneme kadar süren Asur Ticaret Kolonileri devrini takiben Hititler Orta Anadolu’ya gelerek Hattuşaş (Boğazköy) merkez yapmışlar ve hakimiyet sahalarını kısa bir zamanda genişleterek, Ankara ve çevresine de hakim olmuşlardır.

Hitit devleti yıkıldıktan sonra orta ve yukarı Sakarya havaisinde yaşayan Frigler zamanla daha geniş coğrafyaya yayılmışlardır. M.Ö IX yüzyılda Gordion (Polatlı-Yassıhöyük) merkez olmak üzere, Orta Anadolu’da Ankara ve çevresini de hakimiyet sahası içerisine almışlardır.

M.Ö VII. Yüzyılın sonlarına doğru Kafkaslardan Doğu Anadolu’ya giren Kimmerler Orta Anadolu’ya yönelmişlerdir. M.Ö VII. Yüzyılın ilk yıllarında Kızılırmak havzasına kadar ulaşmışlardır. M.Ö VII. Yüzyılın ilk çeyreği içerisinde Frigler’in başkenti Gordion’u tahrip etmişler, Frig devletinin yıkılmasını sağlamışlardır. Frigler’in bulunduğu coğrafyaya dolayısıyla Ankara ve çevresine de belirli bir süre hakim olmuşlardır.

Pers hakimiyeti döneminde ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral Yolu Ankarayı önemli bir konaklama yeri ve ticaret şehri durumuna getirmiştir. Pers hakimiyeti Makedonyalı Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişine kadar devam etmiştir. İskender M.Ö 333 yılında Ankara’ya gelmiştir. Doğudan batıya, batıdan doğuya geliş-gidişlerde Kral yolu kullanılmıştır. Bu kral yolu ya da onun bir kolunun öz boyunu takip ederek gittiği muhtemeldir.

Büyük İskender’in Anadolu’da hakimiyet kurduğu dönemden sonra Galatlar’ın merkezi olan Ankara, en parlak çağını Romalılar döneminde yaşamıştır. IV yüzyılın son çeyreği içerisinde doğudan batıya doğru ilerleyen Hunlar 391 yılında Roma İmparatorluğu üzerine yüklenmişlerdir. Hunların bir kolu Ankara ve çevresine gelmişlerdir. Ancak öz boyuna yayılıp yayılmadıkları bilinmemektedir.

Roma İmparatorlğu doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra şehir Bizans hakimiyetine geçmiştir. İslam orduları ise, Hz. Muhammet’in “Elbet Konstantiniye (İstanbul) fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan onun askeri en güzel askerdir.” Hadisinden hareketle bu övgüye mashar olabilmek için İstanbul’a ulaşmak gayretiyle Anadolu’ya seferler düzenlemeye başlamışlardır. Bu amaçlarına ulaşabilmek için Ankara ve çevresini ele geçirmeye çalışmışlardır. Belirli bir süre şehri ellerine geçirmişler, ancak daha sonra Bizans hakimiyeti tekrar oluşturulmuştur.

Ankara ve çevresinin Türk dönemi öncesi Bizans dönemiyle son bulmaktadır.

Türk dönemi öncesi için araştırmaların Kirmir Çayı ve çevresi merkezli araştırılması bölgenin Türk dönemi öncesi için bir fikir verebilecektir. Köy ve çevresinde de Türk dönemi öncesine dair izler görülmektedir. Özellikle köyün güneydoğu kesiminde bazı izler dikkat çekmektedir.

2- Türk Dönemi :

Ankara ve çevresinin Türklerin eline geçmesi, Türkler’in Anadolu’ya girmeleriyle bağlantılıdır. Bütün İslam şarkını elinde tutan Selçuklu sultanı Alp Arslan’ın 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır.İslam ordularının akınları ve iç çekişmeler sonucunda iyice yıpranmış olan Bizans imparatorluğunda Türklere karşı koyabilecek fazla güç olmadığından, türkler 1073 yılında Ankara ve çevresine ulaşmışlardır. Anadolu’nun ortasında bulunan Ankara ve çevresinin Türkleşmesi ve İslamlaşması süreci de bu tarihten itibaren başlamıştır. Bu süreç Osmanlı dönemine kadar büyük ölçüde tamamlanmıştır.

Ankara ve çevresine ulaşan Türk toplulukları Anadolu’nun diğer bölgelerinde de olduğu gibi, bu coğrafyaya yerleşmeye başlamışlardır. Anadolu’ya belirli zaman aralıklarında gruplar halinde Türk toplulukları gelmiştir. Bir arap gezginin belirttiğine göre, XIV. Yüzyılın başlarında Denizli civarında ikiyüzbin, Kastamonu civarında ise otuzbin çadırlık Türkmen kitlelerine rastlanmıştır. Buradan her çadırda ortalama on kişinin bulunduğu düşünülürse Ankara ve çevresinde XIV. Yüzyılın başları itibariyle üçyüz bin Türkmen kitlesinin varlığı sonucu çıkarılabilir. Buradan da Ankara ve çevresine gerçekleştirilen göçlerin ne denli büyük olduğu anlaşılır.

Anadolu’da XIV. Yüzyıl vesikalarına göre tespit edilen 890 Oğuz boyu adı taşıyan köyden 49 tanesinin Ankara ve çevresinde olduğu bilinmektedir. Köylerden Kayı, Bayad, Yazır, Döger, Dodurga, Avşar, Kızık, Karkın, Bayındır, Peçenek, Çavundur, Çepni, Eymür, Ala-Yuntlu, Yüreğir, İğdir, Yuva ve Kınık olmak üzere 18 Oğuz boyu adı bu çevrede tespit edilebilmektedir. 24 Oğuz boyu adının 18 tanesinin Ankara ve çevresinde bulunması çeşitli Oğuz boylarının bu bölgeye yerleşmiş olduğunu göstermektedir. Özelikle Güdül, Kızılcahamam ve Çamlıdere çevresinde Bayad, Bayındır, Peçenek, Çepni, Yüreğir, Kınık, kayı, Avşar ve Kızık adı taşıyan köylerin varlığı Oğuz boylarının yerleşimini göstermek bakımından önem taşımaktadır. Oğuz boyu adı taşımayan köylerin kurucuları da çeşitli Oğuz boylarının mensuplarıdırlar. Hatta Akçakese gibi büyük köyler için bu durum karakteristiktir. Bu çerçevede öncelikle Peçenek, Bayındır, Kınık vb boy mensuplarının bu oluşuma büyük ölçüde katkı sağladıkları düşünülmelidir.

Osmanlı dönemi ile birlikte artık en küçük yerleşim birimi, nüfusu, iktisadi yapısı, sosyal ve dini yapıları hakkında bilgi sahibi olabilmekteyiz. Osmanlı Devleti’nin tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerde, nüfus ve vergilendirilebilir gelir kaynaklarını belirlemeye tahrir denilmekte olup, bilgiler tahrir defterlerine işlenmiştir.

Ankara ve çevresinin tahrirlerinin ne zaman yapılmaya başladığı bilinmektedir. Mevcut belgeler incelendiğinde Fatih Sultan Mehmed döneminde, 1463 yılında tahrir yapılmıştır. Bu tarihte Akçakese Köyü’nün Yabanabad (Kızılcahamam)’ a bağlı olduğu görülmektedir. Bu tarih itibariyle köyün hane sayısı 171 olarak kaydedilmiştir. 1530 yılında 110 hane ve 81 mücerret (daha çok bekar, vergiye tabi olmayan) 1571/1572 yılında ise 186 hane ve 126 mücerret olduğu görülmektedir. Burada mücerretleri de birer hane gibi kabul edersek, 1463 yılında 171, 1530 yılında 191 ve 1571/1572 yılında ise 202 haneden söz edebiliriz.

Tahrirlerin 1463 yılından önce de yapıldığı bilinmektedir. Murat Hüdavendigar ( I. Murat) döneminde tahrir yapılmıştır. Tahrir yapılmasa bile 1463 tarihli tahrirdeki bilgilerden daha eski dönemlere ulaşılabilmekte, hatta Orhan Gazi dönemine ait bazı bilgiler tespit edilebilmektedir. Belirtilen tarihten aşağı yukarı 100 yıl eskiye gidildiğinde köyün aynı şekilde var olduğunu söyleyebiliyoruz.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, 14. yüzyılın başlarından itibaren bölgenin kuvvetle Türkleşip İslamlaştığı, Türkmen dalgalarının Ankara ve çevresini yurt tutmalarıyla açıklanabilir. Şüphesiz bu göç dalgalarından çok önce, Malazgirt zaferinden hemen 2 yıl sonra, 1073 yılında Ankara’nın Türk hakimiyetine girdiğini yukarıda belirtmiştik. Bu tarihten hemen sonra 12. yüzyılın başlarında Türk hakimiyeti Ankara’da perçinleşince, Akçakese köyü için de bir Türk iskanından söz edebiliriz. Buradan Anadolu’nun ve adeta onun kalbinde yer alan Ankara’nın Türkleşmesi ve İslamlaşmasıyla birlikte Akçakese Köyü de Türkler tarafından iskan edilmeye başlanılmıştır. Belgelerin günümüze kadar hepsinin ulaşmadığından hiç değilse, 1463 yılından başlamak üzere, Akçakese adının belgelerde zikredilmeye başladığını söyleyebiliyoruz.

Önemli bir konuda Akçakese Köyü’nün bağlı olduğu Güdül ilçesinin ve ona bağlı Çağa kasabasının adlarının Selçuklu Türkleri’nin komutanlarından iki tanesinin adı olmasıdır. Yerleşim birimlerine adlarını veren bu beylerden hareketle bölgenin Türkleşmesinin 12. yüzyılın başlarına kadar gittiğini kabul edebiliriz.Şüphesiz bu oluşum yalnız Çağa ve Güdül’le bağlantılı olamayıp, bütün bölgeyle alakalıdır.

Akçakese köyü ve çevresinin Türkler tarafından iskanının 12. yüzyılın başlarına kadar gittiğini delillendirmeye çalıştıktan sonra, tekrar Osmanlı dönemi belgelerinde adını sırasıyla takip edebiliyoruz. Çünkü köyün adına çeşitli zaman aralıklarında değişik belgelerde rastlanılmaktadır. Yabanabad kazası hicri 1256, miladi 1840 tarihli sayımında Akçakese Köyü’nün adına rastlanılmakta olup, köyde 59 hanenin varlığı anlaşılmaktadır.

Köy nüfusundaki dalgalanmalar yeni bir takım oluşumlarla açıklanabilir. 1463 yılında 171 hane olan ve nüfusu hiç değilse ( 171×6:1026) 1000 i geçen köyün 1840 tarihinde 59 hane olması , takriben ( 59×6: 354) 350 insanın yaşaması dikkate değer bir husustur. Bu durum köyden göçlerle ve iktisadi bir takım olumsuzluklarla açıklanabilir. Bırakın 1463 yılından 1840 yılına kadar geçen 377 yıllık zamanı,30 yıllık amanda bile, büyük değişiklikler görülmektedir. Akçakese köyünde 1970li yıllarda 300 hane varken, ilkokulunda birinci sınıf iki şubeye ayrılmışken, şimdi ilkokulu kapalı, köyde ise yaklaşık 50 hanenin iskanı söz konusudur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması ve Ankara’nın başkent yapılması ile birlikte köy varlığını sürdürmüş, Güdül Ayaş’a bağlı bir kasaba iken, gelişimiyle birlikte ilçe yapılmış, böylece Akçakese köyü yeni idari taksimata göre Güdül’e bağlanmıştır. Büyük ölçüde nüfus kaybı olmakla birlikte, nasıl ki bir zamanlar Yabanabad’ın en büyük köylerinden biri Akçakese idiyse, şimdi de Güdül’ün en büyük köylerinden birisidir. Güdül’e bağlı 27 köy ( bu köylerden bazıları belde olmuştur) incelendiğinde Akçakese’nin en büyük köylerden birisi olduğu görülecektir.

Akçakese’nin Türkleşip, İslamlaşması Anadolu’nun Selçuklu Türkleri’nin eline geçmesinden hemen sonraya rastlamaktadır. Bundan böyle tamamen Türkler tarafından iskan edilen önemli bir merkez haline gelmiştir. Adına ilk kez Osmanlı dönemi belgelerinde doğrudan rastlanıldığı görülmektedir. Çünkü diğer yerleşim birimlerinin adları da ilk kez bu dönemde Osmanlı belgelerinde yer almaktadır. Öncede belirtmiş olduğumuz üzere, köydeki hane sayısındaki farklılaşmalar doğrudan vergi haneleriyle bağlantılıdır. Bir şekilde vergiye dahil edilmeyenler kayıt altına alınmamışlardır. Bu hususunda göz önünde bulundurulması gereği vardır. 1840 yılında Akçakese köyünde kayıtlı 59 hane bulunmaktadır. Bunlar vergiye tabi, arazi ve hayvanları olan hanelerdir. Ekonomik durumu iyi olmayanlar buraya işlenmemiştir. Köyün nüfusunun az olması yalnız kayıt altına alınmayanlarla ilgili değildir, şüphesiz başka yerlere göçlerin de düşünülmesi gerekir. Bütün bu gelişmelere rağmen Akçakese tarihi boyunca önemini korumuş, bölgenin tarihi ve kültürel bakımdan en kayda değer merkezlerinden birisi olma özelliğini taşımıştır.

Prof. Dr. İlhami DURMUŞ’un

“Ankara Güdül Akçakese Tarih ve Kültürü”,

adlı kitabından alıntıdır.

Share and Enjoy:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • Mixx
  • Print
  • Sphinn
  • Blogplay


Yorum Yapin